//-->


Özel hayatı da tıpkı iş hayatı gibi hızlı ve hareketliydi. Bir zamanların ünlü şarkıcılarından Şelcuk Uralın oğlu Hakan Ural ile evlendiğinde 17 yaşındaydı, Hakan ise 19 unu bile bitirmemişti. Sibel hala dansözlük yapıyor, dönemin modası video filmlerde oynuyor ve "müstechen" sayılabilecek fotoğraflar çektirerek adını duyurmaya çalışıyordu.
En çok istediği, mümkün olursa , Tarkanla bir klip çekmek. Az zamanda çok yol: 17 albüm, iki eş, üç çocuk, bir sürü olay... Bu yolda birbirinin içine geçmiş farklı mı farklı bir dolu imaj var. Tuhaf ve onunla yanyana geldiğinde iyice tuhaflaşan bir olaylar zinciri... Hálá biraz ‘bizim mahallenin çocuksu genç kızı biraz oturup kalkmasını, konuşmasını bilen olgun ve edepli komşu hanım.’ Bir yanda her türlü dekolte ve kıvrak dans, bir yanda şımarık bir çocuksu masumiyet, hatta korunmasızlık hali, şefkatli annelik, ötesinde ise seks kasedi iddiaları, hatta mafyatik ilişkiler ve dahi yöntemler... Adam kaçırtmaktan karşılıksız çeke, vergi kaçakçılığına ardı ardına açılan davalar, ya askerden kaçan, ya askerdeyken tutuklanan kocalar, hepsi bu 1.65’lik küçük kadının hayatında... Ve bütün bunların fonunda sahiden güzel sesi, müzik-makam bilgisi, çok satan albümleri, en şıkından gazino programları, televole müdavimliği, beğenilen diziler... Yerine bir türlü oturmayan, eklektik imajıyla Sibel Can. Dramatik dizilere çok yakıştırıldı hep ama kendi hayatındaki dramla başa çıkabildi mi belli değil. Öyle ki 35 yıla sığdırdığı olayları alt alta sıralayınca, bir diziye senaryo olsa yok artık dedirtecek bir toplam çıkıyor ortaya.
Babası 1980’li yılların başında Viyana’daki bir Türk gazinosundan teklif alıp gittiğinde, Sibel, kardeşi ve annesi, Karagümrük’te ekonomik durumu pek iyi olmayan evde sıkıntılı günler geçirir. Henüz 13 yaşında olan Sibel, hem Avrupa görmek, hem de çalışmaya başlamak için onu ikna eder. Dolayısıyla sahneye ilk kez Viyana’da, oldukça küçük yaşta, ortantal olarak çıkar, şarkı da söyler. Sonra Amsterdam’da, İsrail’de çalışırlar. İstanbul’a dönüp Galata Kulesi’nde, Yenikapı ve Şişli’deki gazinolarda dans etmeye başladığında hálá küçücüktür, henüz 14 yaşında... Ama gazino aleminin tüm raconunu kapmış durumdadır.
Altın Yumurtlayan Tavuğun Yorgunluğu Başlangıçtaki masum çocuk aşkı, artık tuhaf bir ilişkiye dönüşmüştür; biraz ‘altın yumurtlayan tavuk’ misali, 13 yaşından bu yana çalışan Sibel Can’ın altınlarının sonuna kadar kullanıldığı izlenimi vererek... Özellikle babasını, henüz 42 yaşındayken kanserden kaybettikten sonraya denk gelir bunlar. Sibel Can, bir boşanma protokolü imzalayarak boşanır eşinden; çocuklarının velayetini alabilmek için 500 bin dolar, bir yalı dairesi, araba gibi bedeller ödemek zorunda kalır. Bu kez bu paraları öderken çekinin karşılıksız çıkması nedeniyle açılan davalarla gündeme gelir. Çete davası sırasında ağlayarak gözlerinin içine baktığı, gazetecilere ‘Allah’tan mükemmel bir eş’ diye anlatıp belli ki yalan attığı Hakan Ural, bambaşka bir yerdedir: ‘Zıvanadan çıktı, benden habersiz gazino anlaşmaları yapıyordu, seksi pozlar veriyordu, laftan anlamıyordu, o yüzden feci dayaklar attım’ diye anlatır gazetelere. Can ise yine inanılmaz bir şekilde, bu kez Hakan ve Selçuk Ural’ın telefonlarını dinleten bir ‘telekulakçı’ olarak hakim karşısındadır. Bütün bunlardan, yeni bir ilişkiye kucak açarak, yeni bir çocuk doğurarak, yeni albümler yapıp yeni kilolar vererek uzaklaşmaya çalışır. Davalar bir bir biter; servetini sıfırlayarak bütün borçlarını öder, her şeye yeniden başlar. Zaten, imajına bir şey olmadığı gibi, hepsinin üzerine çıkardığı Berivan albümü 1 milyon 600 bin satar. Hayatında ilk kez birinin ona ‘çalışma’ demesinden ne kadar mutlu olduğunu anlatır. İlk kez ‘kadınlığını hissettiğini’ söyler.